← Tüm egzersizler

Çekirdek egzersiz · 12'de 1

Ego

Evet / hayır, günde bir kez

"Madalyonun bir yüzü: Evrenin merkezi"

Epikür'ün de dediği gibi "Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum." Duyularımla algıladığım bu evrenin merkezi benim; ben yoksam evren de yok. O yüzden teknik olarak düşününce, bu evrendeki en önemli kişi, kendimim. Kendime fiziksel ve ruhsal olarak iyi bakmaktan başka hiçbir çarem ve gayem yok. Bir sıkışmışlık ya da çaresizlik duygusuna kapıldığımda, kendimi dişimi sıkarken ya da sakalımla oynarken bulduğumda anlıyorum ki şirazem kaymaya başlamış. Karşımdaki kişi ya da kavram her neyse, onu alıp merkeze koymuşum, iç huzurumdan ve sağlığımdan daha önemli olmaya başlamış. Biliyorum, herkes ego kelimesini günümüzde kibirli anlamında kullanıyor fakat ego, sadece ve sadece ben anlamına geliyor. Duygusal veya fiziksel anlamda haddini aşıp da "ego"nun, "ben"in sınırlarına girmeye başlayan herkes ağzının payını almaya mahkûmdur. Sessiz kalıp, içine atıp gırtlak kanseri olacağına al o söyleyeceklerini, karşındakinin suratına çarp, o uğraşsın; gitsin yüzünü yıkasın bi' kendine gelsin. Yalnızca son birkaç yılda, 35'inden sonra yapmayı başarabildiğim, psikolog desteğiyle daha da ivmelenen bu pratik sayesinde ilişkilerimde çok daha sağlıklı bir iletişim kurunca, "Keşke en başından ne hissettiğimi gerçek anlamda söyleseymişim. Egom bunu hak ediyormuş." tarzı buruk ama mesut bir pişmanlık içinde buldum kendimi. Ha, arkadaşlarımın yarısı bundan mutlu olmadı ve gitti, orası ayrı. Kalan sağlar bizimdir!

"Madalyonun öteki yüzü: Yıldız tozu"

Sağlıklı bir ego inşa etmek şart, o su götürmez bir gerçek. Öte yandan, düşününce, ben kimim ki böyle "Şunu yapıyorum, muazzam iyi geliyor; bunu pratik ediyorum, fevkalade oluyor!" diye caka satıyorum sana? Ben, trilyonlarcası arasından yalnızca bir yıldız tozuyum. Sana önemliyim, ona önemliyim ama ötekine göre bir hiçim. Önemli olan, içimde inşa ettiğim egoya dokunduğum zaman hissettiğim şeyin incecik cam gibi kırılmaya müsait bir yapıda olması mı, yoksa berrak olmasına rağmen elmas gibi sağlam bir yapıda olması mı? Biri sana gelse ve "Sen dünyanın en eflatun insanısın!" diye bağırıp gitse, ne hissedersin? Hmm? Hiçbir şey, değil mi? "Eflatun olmak" senin için kişisel bir hayat memat meselesi mi? Hayır! Hiç kimse için değil çünkü bu, saçmalığın daniskası! Peki aynı eksende bakarsak, herhangi başka bir egonun senin egon hakkında yaptığı herhangi bir yorumun ne anlamı var o zaman? Sen eğer "eflatun olmadığından" eminsen, bu tarz yorumların ne bir gücü, ne de bir anlamı kalıyor, öyle değil mi? İşte tüm hayat, bu tarz egoların ve olayların çarpışan araba gibi birbirlerine toslamasından ve senin, yani arabadaki kişinin, buna gülüyor mu yoksa sinirleniyor mu olmasından ibaret! Değişmeyen tek şeyse, sonuç ve süreç ne olursa olsun, sen ne kadar ciddiye ya da tiye alırsan al, bu yaşamın, yalnızca ve yalnızca, inişler ve çıkışlarla, parlak oyuncaklarla dolu bir lunapark olduğudur. Bu sözüm, belki senin ciddiyet kalkanını çatırdatmıştır, üzgünüm. Ama sen ve ben toprağın altına girdikten sonra birileri gidip sıkıcı bir çarşamba akşamı dünden kalma tavuklu nohut pilavını ısıtıp yerken, sosyal medyada kedi videolarını beğenmeye devam edecek, bir sonraki sabah küfrederek uyanıp işine gidecek. Ve biz, sen ve ben, o kişinin umurunda bile olmayan bu güzel yaşamı bir daha asla göremeyeceğiz.

Araştırma

Araştırma: Ego

Sağlıklı bir "ben", kendine bir adım uzaktan bakmak ve küçük hissetmek üzerine araştırmalar ne diyor.

Bu notlar yazarın kendi okumaları için bir başlangıç noktasıdır; hiçbiri tıbbi tavsiye değildir.

Egzersizin iki yarısı var ve ikisi de çalışılmış. İlk yarı, ne hissettiğini söyleyen sağlıklı bir ego, iki araştırma çizgisine denk geliyor: kendine değer verdiğin şeyleri hatırlatmanın benliğe yönelik tehditleri daha katlanılır kıldığını bulan öz-olumlama (self-affirmation) araştırmaları (Cohen ve Sherman 2014) ve hissettiğini alışkanlık halinde bastırmanın, ifade etmeye ya da yeniden çerçevelemeye kıyasla daha kötü ruh hali ve daha zayıf ilişkilerle birlikte gittiğini bulan duygu düzenleme araştırmaları (Gross ve John 2003). İkinci yarı, yıldız tozu bakışı, "kendine uzaktan bakma"ya (self-distancing) denk geliyor: acı veren bir duruma bir gözlemci gibi bir adım geriden bakmak, insanların o durumu boğulmadan anlamlandırmasına yardım ediyor (Kross ve Ayduk 2011). Uçsuz bucaksız bir şeyin karşısında minicik hissetmek, araştırmacıların "küçük benlik" dediği şey, huşu (awe) başlığı altında çalışıldı; dikkati insanın kendi dertlerinden alıp başkalarına yöneltiyor (Piff ve arkadaşları 2015). Epikür alıntısı Menoikeus'a Mektup'tan.

Lunapark, çarpışan arabalar ve "kimse kimsenin umurunda değil" yazarın kendi çerçevesi. Bunlar için bir çalışma gösterilmiyor; uydurulması da gerekmiyor.

Kaynaklar

  • Cohen, G. L. ve Sherman, D. K. (2014). The psychology of change: Self-affirmation and social psychological intervention. Annual Review of Psychology.
  • Gross, J. J. ve John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology.
  • Kross, E. ve Ayduk, O. (2011). Making meaning out of negative experiences by self-distancing. Current Directions in Psychological Science.
  • Piff, P. K., Dietze, P., Feinberg, M., Stancato, D. M. ve Keltner, D. (2015). Awe, the small self, and prosocial behavior. Journal of Personality and Social Psychology.
  • Epikür. Menoikeus'a Mektup (MÖ 3. yüzyıl), Diogenes Laertios'un Ünlü Filozofların Yaşamları adlı eserinin X. kitabında korunmuştur.

Notlara son dokunuş: 16 Ekim 2026

Araştırma notları nasıl derecelendiriliyor →